On Üçüncü Gün: Kekova

0
36
19 Ekim 2021

Yola çıkalı tam on üç gün olmuştu ve hala görmek istediğimiz yerlerin tamamına gidip gidemeyeceğimizi kestiremiyorduk. Her şeyden önce bir önceki gün beş antik kent gezmiştik ve bu tempoda enerjimiz turu tamamlamaya yetecek mi, bilemiyorduk. Araya yine minik bir mola koyduk. Tekne turu yapacaktık. Önceden konuşmuş, ödememizi yapmış yerimizi ayırtmıştık. Fakat teknede bazı yerlerin önceden rezerve edilmesi gibi bir şımarıklıkla karşılaştık. Bu bilgi ödememizi yaparken bize verilmediği için de haliyle mutsuz olduk. Hizmet sektöründe çalışmak zordur. Herkesi mutlu etmek de çok kolay değil elbette ama üç kuruş para alacağız diye dürüstlükten taviz vermeyi ben anlayamıyorum. Kekova turundaydık ama yetkililer sayesinde güne sinir harbiyle başlamıştık ve hangi ara Kaleköy’e yani Simena’ya geldiğimizi anlamadık bile…

Söylene söylene, keyfimiz kaçık tekneden inip yukarıya doğru yürümeye başlamıştık ki; doğa bütün enerjisi ve neşesiyle bizi bekliyordu…

Minicik bir kaplumbağa yavrusu görmüş, elimize alıp sevmiş ve bütün o negatif elektriğimizi uzaklaştırmıştık… Kaleye kadar çıkıp maviyle büyülendikten sonra yeniden teknemize döndük. Köyde antik Lykia lahitleri de görülmeye değer elbette ama artık bir noktadan sonra bizim için ilginçliğini yitirmişti oradaki lahitler. Hem ilk kez gitmiyorduk hem de gördüğümüz onca lahit ve kaya mezarından sonra buradakiler son derece sıradanlaşmıştı. Yola devam ettik.

Kekova; Simena, Aperlae, Dolchiste ve Teimioussa adlı dört antik kenti kapsıyor. İkinci yüzyılda yaşanan depremle suyun altında kalan yerleşim alanları oldukça etkileyici. Dalmak dahi özel izne tabi olan bu alanda tekneyle belli bir mesafeden geçerek kenti görebiliyoruz. Teknede bir görevli (rehber) kent hakkında ufak bilgiler veriyor. İyi niyetlerinden şüphe etmediğim halde belirtmeliyim ki, verilen bilgiler son derece yetersiz ve profesyonellikten uzaktı.

Güne ufak bir krizle başlamıştık ama yine de denizin, mavinin ve tarihin içerisinde seyir halinde olmanın tadını çıkarmış; olabildiğince dingin bir şekilde Kaş’a dönmüştük.

Bir göz penceresi olan minicik bir sosisçiden sosisli sandviçlerimizi alıp tam bir klasik olan Mavi’ye oturup birer de bira söylemiş dolunayda Kaş’ın tadını çıkararak günü noktalıyorduk. Ertesi gün yine erken başlayacaktı….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here